Menü

30 Mart 2016 Çarşamba

Maki Doğal Gıda'dan Çekilişle Organik Paket! Hem de Neler Var Neler?


Uzun bir aradan sonra merhaba,

Epeydir yazamadım ama yepyeni ve çok sağlıklı hem de çok lezzetli bir çekilişle geri döndüm. Hepinizin seveceğine eminim. Organik beslenmenin yaşamımızda artık ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok. Malum bebek mamalarından bile GDO sorunu çıkabiliyor.

Maki Doğal Gıda sizler için çok güzel bir paket hazırladı. Fethiye’de Seki Yaylasında yıllardır kendileri için üretiği ve köylülere özel olarak ürettirdiği doğal, sağlıklı ve lezzetli gıdalara herkesin kolaylıkla ulaşabilmesi için çalışan Maki Doğal Gıda, sıcacık bir aile şirketi. İçimizden, Ege'nin sıcacık insanından, tazecik ürünlerinden ve mis gibi havasından tatmaya hazır mısınız?



Hediye Paket İçeriği: 

Tahin
Pekmez
Bazlama ekmeği
Zeytin
Balkabağı reçeli
Bulgur
Kuru fasulye 


Çekilişimiz 2 hafta sürecek ve 16 Nisan'da sonlanacaktır. Yorum kısmına e-mail adreslerinizi ve tüm paylaşım bilgileri ve linklerinizi yazınız.







Çekiliş için zorunlu şartlar

Blogumun GFC'den izleyicisi olmanız (sağ tarafta en üstte bu siteye katılın yazan kısım)

Maki Doğal Gıda'nın instagram hesabını takibe almak (buraya tıklayın

Maki Doğal Gıda'nın Facebook sayfasını takibe almak (buraya tıklayın)

Ek Hak Kazanmak için

Çekilişi sosyal ağlarında (Facebook, Twitter, Instagram) duyurana +2 hak

Blogumun instagram sayfasını takibe alana (buraya tıklayın ) +1 hak 

Çekilişi bloglarında duyuranlara +2 hak





Balkabağı Reçeli

Maki bilgi:


Maki Doğal Gıda, üm yemeklerde kullanabileceğiniz yağlardan tutun, kahvaltılıklar, konserveler, kurutulmuş sebze ve meyveler, kuru bakliyatlardan oluşan çok sayıda ürün çeşidini sizlere sunuyor.
Tamamı Fethiye’nin köylerinde özel olarak üretilen ürünlerini zevkle tüketebilir, çocuklarınıza da gönül rahatlığıyla yedirebilirsiniz.


Web:  www.makidogalgida.com
Instagram : makidogalgida 
Facebook : Maki Doğal Gıda 

19 Haziran 2015 Cuma

Tarçınlı Zencefilli Kurabiye Tarifi Hem de Çok Sağlıklı!

Türk milleti olarak hem keyfimize düşkünüz hem de hamur işlerini severiz. Bu bir gerçek. O yüzden ne kadar diyete başlasak da bir süre sonra bize teklif edilen bir tatlıya veya çikolataya hayır diyemeyiz. Bu genlerimizde var, biz yemeyi seven bir milletiz. 

Starwars kalıplarımla yaptığım kakaosuz, sade kurabiyeler
Başka milletler gibi akşam yemeklerimizi basit yemeklerle geçiştirmeyiz, çorbasından tatlısına ve meyvesine kadar birçok çeşit olur bizim masalarımızda. Bir de yemek sonrası akşam izlenen TV başında çayla birlikte yenen atıştırmalıklar:)Bu bizim kültürümüz, böyle gördük böyle yetiştik. 

Ha akşam yemeğinden sonra tavsiye etmesem de, beklenmeyen bir misafir geldiğinde veya arkadaşınızla yaptığınız balkon veya pencere önü keyfinde, kaygısızca bir fincan kahvenizle veya çayınızla kıtır kıtır yiyebileceğiniz, sağlıklı ve şişmanlatmayan, çok da yedirmeyen basit bir kurabiye tarifi vereceğim sizlere. 

Hamuru özellikle çok yapıyor ve çeşitli kalıplarımla, ya da merdanemle eğlenceli şekiller oluşturuyorum. Hamur muhakkak artıyor, onu da alıp buzluga atıyor ve bir sonraki sefer için saklıyorum. Hamurunuz hazır oldukça sizin de kafanız rahat oluyor:) Ben sık sık yapıyor ve bu yöntemi de kullanıyorum. Ayrıca, daha çok var ama, yeniyıl kurabiyesi olarak da yapabileceğiniz bir alternatif olduğunu unutmayınız:)


salyangozlu merdanemle yaptığım kakaolu kurabiyeler

İçindekiler

500-600 gr Kepekli un

250 gr. tereyağı (oda sıcaklığında)

2 adet yumurta

200 gr Pudra şekeri veya esmer şeker

Yarım su bardağı süt

1 tatlı kaşığı kakao

1 çay kaşığı kabartma tozu

1 çay kaşığı zencefil

1  tatlı kaşığı tarçın


Yapılışı:

Tereyağı ve şekeri krema kıvamına gelinceye dek çırpıyoruz. Daha sonra sütü ve yumurtaı ekliyor ve bir daha çırpıyoruz. 
Kabartma tozu,kakao, zencefil ve tarçını ilave edip bir kaşık yardımıyla hafifçe karıştıyoruz. İsteğe göre, tat vermesi için bir miktar erimiş çikolata da eklenebilir ama çok az,yoksa pişerken sıvılaşır. Ben genelde eklemiyorum.
Unumuzu da ekleyip yumuşak bir hamur elde edinceye kadar yoğurup 30 dk. buzdolabında bekletiyoruz.

Çıkarttıktan sonra bir merdane yardımıyla 5mm kalınlığında açıp arzunuza göre kalıplar kullanarak şekillendiriyoruz.

Önceden ısıttığımız 175C fırında 15- 20 dakika pişiriyor ve kurabiyelerimiz yanmadan çıkartıyoruz. Kahverengi olup kıtır bir görünüm kazanan kurabiyelerimizin üzerini bir süre açık bırakıp tam soğumadan da üzerlerini bir bez veya havlu yardımıyla örtüyoruz.

Afiyet olsun..

25 Nisan 2015 Cumartesi

Peynirli Tava Böreğini bir de Böyle Deneyin!

Fırını yakmak zor mu geldi? Yoksa tavada yapılan lezzetleri daha çok mu seviyorsunuz? Ya da elinizde ne zamandır değerlendirmek istediğiniz yufkalar mı duruyor? 

E  hadi o zaman. 

Ben daha önceden başka birşeyde kullanmak üzere baklavalık yufkalardan almıştım, hani şu vakumlu poşetlerde satılanlarda. Ne zamandır dolapta kullanılmayı bekliyorlar ama yediklerime dikkat ettiğimden bir türlü elim varmıyordu börek çörek olayına girmeye:) sonunda şeytanın bacağını kırdım ve işte burada!


Lafı fazla uzatmadan bu güzel çıtır çıtır böreğin tarifini vereyim size. Merak etmeyin oldukça kolay ve sadece 15 dakikada hazır.Haydi bakalım mutfağa:)


PEYNİRLİ TAVA BÖREĞİ TARİFİ

  • 4 adet baklavalık yufka
  • yarım çay bardağı sıvı yağ
  • yarım çay bardağı süt
  • 1 yumurta
  • beyaz peynir * arzuya göre içine biraz kaşar rendesi de karıştırabilirsiniz.
Büyük bir tavayı biraz yağladıktan sonra 2 adet yufkayı, kenarları tavadan sarkacak şekilde yerleştiriyoruz. Ayrı bir kapta yağ, süt ve yumurtayı çırpıyoruz. Yaptığımız karışımdan birazını bu yufkaların üzerine sürüyoruz. Üzerine bir adet yufka daha koyarak ufaladığımız beyaz peynirlerimizi bu katın üzerine serpiyoruz. Kalan harcımızın bir kısmını daha yufkaların üzerine döküyor ve en üst kata bir adet yufka daha koyuyoruz. Tavanın yanındna sarkan ilk yufkamızın kenarlarını da tava içine alıp böreğimizi tamamen kapatıyoruz.

Tavanın üzerine bir kapak kapatıp ısındıktan sonra 7 dk pişiriyoruz. Bu süre geçtikten sonra böreğin tersini çevirip arkasını da 7 dk kadar pişiriyoruz.

Sıcak servis edilmesi önerilir.Çıtır çıtır incecik yufkasıyla tam ağzımıza layık..Afiyet olsun...

31 Mart 2015 Salı

Luna ve Melekler Tavsiye Evinde Buluştu

Haftasonu Luna ile beraber TavsiyeEvindeydik. Epeydir Tavsiye Meleğiyim ama haftaiçi çalıştığımdan etkinliklerine ve hoş sohbetlerine katılma imkanım olmuyordu. İlk kez ben de bu sıcacık ortamda bulunma şansına sahip oldum ve çok keyifli zaman geçirdim. Yeni insanlarla tanışıp tamamen güzel şeylerden bahsetmek de iyi geldi. 


Tasarım Fabrikasının hazırladığı dev Luna pasta ise görülmeye ve tadılmaya değerdi. Kimi zaman şeker hamurundan yapılan pastaların içleri görüntüleri kadar lezzetli olmayabiliyor. Ama hem pastayı bu kadar büyük yapıp hem de lezzetten ödün vermemek ayrı bir marifet:) Ne de olsa 5 adet ayrı kekten yapılmış.

Tabi ki konu yemek olunca sohbet de oldukça keyifli oluyor. Sadece yemeyi değil, görselliği de seviyoruz ve hal böyle olunca da birbirinden güzel sunumlarla, Luna ile hazırlanmış tariflerimiz baş köşeyi alıyor. Katılan herkesin ellerine sağlık. Kahvaltı edip gitmiş olmama rağmen mümkün olduğunca lezzetlerden tatmaya çalıştım. Hepsi birbirinden güzeldi. Ama söylemeden geçemeyeceğim Birgül Hanımın tırtıl kanepeleri hem görsel olarak hem de tat olarak benim favorilerim oldu. Sizden tarifini isteyeceğim Birgül Hanım:)


Ben de bu sıcacık etkinliğe giderken tamamen sağlıklı bir kurabiye hazırladım. Şekeri olanlar bile yiyebilir o kadar iddialıyım. Kepekli undan yaptığım tarçınlı zencefilli kurabiyelerimin tadını veren ise bir paket Luna. İçerdiği fındık ve ceviz aroması kurabiyelere yakışan bir tad oldu. İtiraf etmeliyim ki, genelde tereyağı kullanırım herşeyde ve bu tarifimde de ilk kez Luna'yı kullandım. Ve bence güzel olmuştu, umarım herkes beğenmiştir. Çay ve kahvenin yanında çok güzel gidiyor.

‪#‎icindekiyemekaski‬ konseptine uygun hazırladığım tarçınlı ve zencefilli kurabiyelerim

Etkinlikte emeği geçen herkese teşekkürler. Umarım en kısa zamanda tekrar görüşebiliriz. TavsiyeEvi'ne ayrıca teşekkür ederim bizi biraraya getirdiği için.
Sevgiyle,


4 Şubat 2015 Çarşamba

Çay İçmek Bir Ritüeldir: Noel Çayını Denedik

Bu 2015 bir geldi, pir geldi. Öyle bir koşturmacayla başladım ki yeni yıla, hiç anlamadım koca ay nasıl geçti. Yoğunluktan ne birşey yazabildim bloga ne de zaman ayırabildim sizlere sevgili çay severler. Ama biliyorsunuz buraya herhangi birşey koyup, yazmış olmak için yazmak istemiyorum. Öyle kaygılarım olmadığı için de güzel şeyler paylaşmaya çalışıyorum, ilgi çekici, yeni. 



Geçtiğimiz günlerde bahsetmiştim, Alsancak'taki Tea&Pot cafeden gelen tadımlık çaylarımdan. Sırayla onları denemeye başladık biz eşimle. Her yeni tat ayrı bir deneyim, ayrı bir yolculuk bizim için. Kimi zaman egzotik aromalarla taa Uzakdoğuya kadar uzanıyor, kimi zaman da vanilyalı, şekerli aromalarla akşam yemeğinin üzerine tatlımızı yemiş, kafası rahat bir Türk ailesi modeline geçiyoruz:) Bir güzel çıkarıyoruz farklı çayların tadını. 
En son, Tea&Pot çay kutusunda gelen tadımlıklarımızdan "Noel Çayı"nı deneyimledik. Hoş kokusu zaten sizi hemen sarıyor. Karamelli, karanfilli, tarçınlı bir aromaya sahip. Bu da oldukça cezbedici. Hafif içimli ve keyifli bir çay. Bir de yanında bu kültürü tamamlayan, Japonya'dan gelen mis kremalı bisküviler olunca.. hmmm! enfes!


Çay içmek bir ritüel bizim için. Özellikle farklı tadları denemek. O yüzden de sunum da bir o kadar önemli. Biz bizeyiz, sadece ikimiz ve bir kedimiziz. Ama yine de özenle hazırlıyoruz çay masamızı, sehpamızı. Sonra da en sevdiğimiz dizileri ya da filmleri izlerken yudumluyoruz çayımızı. İşte o an asıl dinlendiğiniz an oluyor. Ruhunuz pasifize olurken aklınız başka diyarlara göçüyor. Tat ve kokunun insan üzerindeki etkisi yadsınamaz, bu konular hakkında birçok araştırma da yapılmştır bilimadamları tarafından. 


Peki bu Noel Çayının içinde neler var?



Mensei :
Hindistan

Demleme Bilgisi : 4-5 Dakika 95 ºC

Özellikleri : Siyah çayın karamel, portakal, tarçın, karanfil ve zencefil ile muhteşem uyumu ve mis gibi kokan bir karışım çay.  İçerdiği tarçın, zencefil ve portakal kabukları sayesinde boğazları yumuşatır. Güzel bir kış çayıdır.
Aranızda siyah çay, karadeniz çayı tiryakileri olup da başka türlü çaylar denemeye açık olmayanlar olabilir elbette. Ama benden size tavsiye, arada farklı çaylar, aromatik tatlar deneyin. İyi geliyor. 


6 Aralık 2014 Cumartesi

Charli ve Çay Faktörim... Episode 2

Charlie ve Çay Faktorim.. episode 2.


ve sonra parti vakti gelmiş. Çünkü saat 5'miş. Çılgın Hatter Alice Harikalar Diyarında yalnız yudumlamak istemezmiş çayını.
-"O halde" demiş "herkes gelsin, -summon everyone- çağıralım herkesi ve çay içelim neşeyle"

Ne de olsa büyülü koskoca bir demliğimiz var.
-düdüüüüüüt!

4 Aralık 2014 Perşembe

Aslı Harikalar Ülkesinde // Aslı in Wonderland



Uzun zaman önceydi... Öyle zamanlardı ki, ailemle oturup keyifli haftasonu kahvaltıları yapabilirdim. Anneciğimin sıcacık lezzetli sevgi dolu gözlemeleri, zaman zaman kurabiyeleri, veya sabah kahvaltılarına özel olarak hazırladığı tarifleri eşliğinde bana da çay içirme çabaları... ya da akşam yemeğinden sonra evimizde yine hep birlikte TV izlerken, sohbet ederken akşam atıştırmalarının yanında servis edilen çay...

Aslında çay değildi tamamlayıcı olan... Çay, başrol oyuncusuydu o akşamların ve yanında getirilen kurabiye veya poğaçaydı yardımcı oyuncular... Çay bizim ailemizde hep önemli bir yer teşkil etti. O kadar ki, annem gün içinde uzun süre çay içmediyse baş ağrısından kıvranır hale gelirdi. 

Ben ise hiç nasiplenmezdim çaydan. Annemin "bir bardakçık içiver hadi canım, kuru kuru gitmez." ısrarlarına rağmen, içmezdim işte...sabah kahvaltıda belki zorrrrla bir tane:) Kahvaltıda portakal suyu ya da akşam yemekten sonra kola içmeyi tercih ederdim. Annem iyice Amerikan tarzı bir yaşama doğru gittiğimden endişelenmedi değil:))

ne değişti? Bilmiyorum... İlkokulun sonlarına geldiğimde sabah kahvaltılarındaki o bir bardak çayımı fincanda ve içine biraz süt katarak içmeye başladım. Annem de bu kez "Brit"leşmeye başladığımı savundu. Nereden çıkmıştı bu İngiliz ayakları?:))) "Galiba çok TV izliyor" demekten kendini alamazdı.

Oysa ki en sevdiğim masal Alice'ti... ve Alice'in "Hatter" ile geçen çay saati ve sofrası unutulmazdı... Ama yine de çayıma süt karıştırmanın bununla bir ilgisi yoktu. Belki de çay içmeyi bir gereklilik olarak görüyor ve onu kendi damak zevkime göre uyarlıyordum. 

Nereden bilirdim saatin gongu işte tam da bu zamanı vurduğunda ben bir aromalı çay tutkunu olarak bu satırları yazacağım!?... Ama ilginç olan, sürekli çay içme konusunda değil, daha çok farklı ülkelerin mistik tatlarını fincanıma taşımak ve denemek anlamında tutkunum çaya... Belki de bir yerlerde tam da benim için üretilen çok ama çok farklı bir çay var ve ben onu keşfedeceğim. Kimbilir...

Bu blogla, çayın zengin dünyasına birlikte bir yolculuğa çıkacağız... "Çaydanlık fokurdarken" farklı tadlardaki birbirinden lezzetli çayları keşfedip yudumlayacağız...

tik tak tik tak...saat 5...çay saati...




25 Kasım 2014 Salı

Cupcake Yerken Ağzınız Burnunuz Krema mı Oluyor?


Bildiğiniz gibi bir cupcake çılgınlığıdır gidiyor. Önceleri çok yakın değildik bu cupcake olayına, genelde normal kekler ya da kurabiyeler pişerdi evlerimizde. Organizasyonlarda pastalar olurdu kocaman kocaman. Şimdi ise herkes kendini cupcake furyasına kaptırmış durumda.

Düğün pastalarından tutun da, doğumgünlerine, baby shower'lara, çay partilerine, altın günlerine, çeşitli organizasyonlara hep damgasını vurdu cupcake'ler. Çünkü hem güzel görünüyorlar, hem kolay saklanabiliyorlar hem de en önemlisi eğlenceli oluyorlar. Yapması da hem zevkli hem kolay.

Cupcake deseni de mutfaklarımızda yerini aldı. Pastel renklerle bezeli cupcake desenli mutfak ürünleri, önlükler, tabaklar, havlular vs. Artık her yerde cupcake var.

Ben de o cupcake deliliğine tutulanlardanım itiraf ediyorum. Ama çok şirinler. Bir de tadını çok sevenlerdenim. O yüzden hep yaparım evime gelen misafirlerime de. Çeşitli aromalarla epey denemem oldu daha önce.


Ama cupcake severlerin en büyük sorunlarından biri (aman ne büyük sorun ne büyük:) özellikle kremalı olanlarını yerken neresinden tutacağımızı bilemeyip, bir taraftan kağıdını açarak bir taraftan ısırmaya çalışırken ağzımıza yüzümüze krema bulaştırmamız olarak tanımlanabilir. En son Tanrım Evleniyorum blogumla Balköpüğü'nün Bursa'daki etkinliğine (detaylar için TIK TIK) katıldığımda bu durumu fazlasıyla yaşamıştık masadaki blogger arkadaşlarla ve sonumuz yenemeyen yarım kalan cupcakeleri öylece seyretmek olmuştu:))



Şaka bir yana, Dr. Oetker'in yenebilir cupcake kalıplarına denk geldim internette gezerken. Yabancı bir sitede gördüğüm tanıtım yazısı dikkatimi çekti. Sanırım Amerika'da şu anda piyasada ama Türkiye'ye henüz gelmedi. Yani en azından ben görmedim. Gören duyanınız varsa bana haber verebilir.

Bu yenilebilir kalıplar hem sıcak fırına girebiliyor hem de çıktığında şekli hiç bozulmadan kalabiliyor. Üstelik kendilerini hiç sıyırmadan afiyetle de yiyebiliyorsunuz. Şekillerini oldukça iyi korumaları büyük avantaj. Kağıt kalıp kullandığınızda fırında kimi zaman içeriğine göre yayılma yapabiliyor. Ben genelde silikon kalıp kullanıyorum ki onu da bazen misafirlerim çöp diye çöp bidonuna atıveriyor:)




İşte o yüzden bu yenilebilir kalıplar çok hoşuma gitti. Ne kadar sağlıklıdır bilemem ama piyasaya sürmeden önce sanırım bu kadar büyük bir firma da denetletmiştir diye düşünüyorum. Nihayetinde dışarıda o kadar şey yiyoruz, hangisinin ne kadar sağlıklı olduğunu nereden biliyoruz ki!

Ben sevdim ve denemek isterim. Siz ne dersiniz?




Kaynak/Source:
Resimler: Andrew Liszewski in Gizmodo.com

14 Kasım 2011 Pazartesi

YA ÇAY OLMASAYDI :)



• Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, çay kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olmayacaktı.

• Kahvehaneler, çay ocakları olmayacaktı. İnsanlar miskin miskin kahve köşelerinde oturmayacak, çalışarak ekonomiye katkıda bulunacaklardı.

• Kahvehaneler olmasaydı, kâğıt ve taş oyunları, kumar da yaygınlaşmayacaktı.

• Kahve ülkesi olarak bilinen Türkiye’de insanlar kahve içmeye devam edecekler, “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” demeye devam edecektik.

• Kahvaltılarımızda çayın vazgeçilmez bir yeri olmayacak, evimize gelen misafirlere başka şeyler ikram etmek zorunda kalacaktık.

• Türkiye, kişi başına yıllık çay tüketiminde 2,3 kg ile dünyada birinci sıraya yerleşmeyecekti.

• Çayın demi için “tavşan kanı” deyimi ortaya çıkmayacaktı, ince belli cam çay bardaklarından tavşan kanı çayı sohbetle içenlerin tavşan uysallığına kavuşacağını ummayacaktık.

• Tatsız, bulanık, rengi bozuk ve soğuk çay getiren çaycıya: “Ne bu yahu! İmamın abdest suyuna benzemiş.” diye sitem etmeyecektik.

• Liselerde çay partileri yapılmayacaktı. Aslında, şimdi bu partilerde çaydan başka her şey içiliyor ama adı yine de “Çay Partisi”.

• Çay olmasaydı, sigara içenlerin sayısı da giderek artmayacaktı belki de… Yemekten hemen sonra yakılan sigaralar tiryakilere ilaç gibi gelirken akabinde başlayan çay servisi de vücuda su ve dolayısıyla da canlılık getirir.

• İngiltere’de Çay falına bakılmayacak, 20. yüzyılın başından ortalarına kadar, salgın halinde çay partilerinde bayanlar arasında çay falına bakmak yaygınlaşmayacaktı.

• Çayın tiryakileri için 5 duyu organına hitap ettiği: çayın rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla ise dile iyi geldiğini ileri sürülmeyecekti.

• Çok çay içenlerde “Çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluk” gibi hastalıklar artmayacaktı.

• İngilizler, klasik beş çayında çaya süt eklemeyi; Çinliler, “yeşil çay içmeyi; Kuzey Afrikalılar, çayı nane ile aromalandırmayı; Orta Doğulular, çayı genellikle limonla içmeyi; Ruslar, çayın içine reçel koymayı ya da “kıtlama” şeker ile içmeyi; kahve tutkunu Amerikalılar ise çayı demleyip buz gibi soğuttuktan sonra keyfini çıkarmayı alışkanlık haline getirmeyeceklerdi.


https://www.facebook.com/eglencelibilgi   adresindeki bilgi küpü sayfasından alınmıştır...

14 Eylül 2010 Salı

Oolong Çayı..meyvemsi, çiçeksi aroma..




  

 Oolong çayı kısmen fermente edilmiş bir çay olup, yeşil ve siyah çayların tüm faydalarını kendinde birleştiren bir çay çeşididir. Özelliğini çiçeksi ve hafif çekirdekli meyve aromasından alır. Oolong çayının birden fazla kez demlenmemesi gerekir, aksi takdirde özelliğini yitirir.                


4 Ağustos 2010 Çarşamba

TİK TAK TİK TAK SAAT 5...

Alice's tea party!

Uzun zaman önceydi... Öyle zamanlardı ki, ailemle oturup keyifli haftasonu kahvaltıları yapabilirdim. Anneciğimin sıcacık lezzetli sevgi dolu gözlemeleri, zaman zaman kurabiyeleri, veya sabah kahvaltılarına özel olarak hazırladığı tarifleri eşliğinde bana da çay içirme çabaları... ya da akşam yemeğinden sonra evimizde yine hep birlikte TV izlerken, sohbet ederken akşam atıştırmalarının yanında servis edilen çay...

Aslında çay değildi tamamlayıcı olan... Çay, başrol oyuncusuydu o akşamların ve yanında getirilen kurabiye veya poğaçaydı yardımcı oyuncular... Çay bizim ailemizde hep önemli bir yer teşkil etti. O kadar ki, annem gün içinde uzun süre çay içmediyse baş ağrısından kıvranır hale gelirdi.

Ben ise hiç nasiplenmezdim çaydan. Annemin "bir bardakçık içiver hadi canım, kuru kuru gitmez." ısrarlarına rağmen, içmezdim işte...sabah kahvaltıda belki zorrrrla bir tane:) Kahvaltıda portakal suyu ya da akşam yemekten sonra kola içmeyi tercih ederdim. Annem iyice Amerikan tarzı bir yaşama doğru gittiğimden endişelenmedi değil:))

ne değişti? Bilmiyorum... İlkokulun sonlarına geldiğimde sabah kahvaltılarındaki o bir bardak çayımı fincanda ve içine biraz süt katarak içmeye başladım. Annem de bu kez "Brit"leşmeye başladığımı savundu. Nereden çıkmıştı bu İngiliz ayakları?:))) "Galiba çok TV izliyor" demekten kendini alamazdı.

Oysa ki en sevdiğim masal Alice'ti... ve Alice'in "Hatter" ile geçen çay saati ve sofrası unutulmazdı... Ama yine de çayıma süt karıştırmanın bununla bir ilgisi yoktu. Belki de çay içmeyi bir gereklilik olarak görüyor ve onu kendi damak zevkime göre uyarlıyordum.

Nereden bilirdim saatin gongu işte tam da bu zamanı vurduğunda ben bir aromalı çay tutkunu olarak bu satırları yazacağım!?... Ama ilginç olan, sürekli çay içme konusunda değil, daha çok farklı ülkelerin mistik tatlarını fincanıma taşımak ve denemek anlamında tutkunum çaya... Belki de bir yerlerde tam da benim için üretilen çok ama çok farklı bir çay var ve ben onu keşfedeceğim. Kimbilir...

Bu blogla, çayın zengin dünyasına birlikte bir yolculuğa çıkacağız... "Çaydanlık fokurdarken" farklı tadlardaki birbirinden lezzetli çayları keşfedip yudumlayacağız...

tik tak tik tak...saat 5...çay saati...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...